“HİZİPLEŞME, PARTİZANLIK!..”
Ne yazık ki, kör bir taassup gibi!.. Korkunç bir kabus olarak toplumun üzerine çökmekte!!!.. Her meselede vaki.. Hakikatleri atıla düşüren en büyük giyotin olarak karşımıza çıkıyor!… Yargısız infazın dişlileri arasında ya mevta ediliyorsunuz, ya da kutsallaştırılarak, ilahileştirilirsiniz. Hadise neyi içerirse içersin, fark etmiyor.. Aktörü kim olursa olsun!?. Fikri, zikri, cinsi, rengi gözetilmeksizin, illa ki siyaset arenasına boca edilerek, tartışılıyor!..
***
Türkiye son yıllarda öylesine politize, öylesine hizipleşen, öylesine partizanlığın girdabına, sokulmuş ki, en sıradan mevzuda bile, gerçekler gözardı ediliyor.. Meseleler özünden saptırılıyor!.. Herkes kendisine göre, partizanca, ideolojik kör taassupla suret-i haktan görünerek, toplumsal reflekslere gaz verici oluyor!.. İşte, Ekrem İmamoğlu’nun bulunduğu arenada vücut bulan hadiselerin özü, etrafında koparılan fırtınaların, şekli şemali!.. Fecaat bir durum!
***
Tartışılan, konuşulan, eylemleştirilen, sokağı geren, sokağa çağrı gerekçesi gösterilen ne varsa gerçeğin özünden saptırılarak yapılıyor.. Ortama zerre-i miskal gerçekler egemen ve hakim değil.. Var olan imaj ve algı hükümranlığı üzerinde bina edilen, partizanlık!, tarafkirlik, bendensin, değilsin?!.. Tarafsızca, objektif, şeffaf, samimi, ihlaslı, doğruyu bulma adına, ne düşünce üretiliyor, ne de olup-bitenin özüne sadık kalınarak, konuşuluyor. Hısım değil, hasımlık ateşi körüklenerek, toplum siyasal çatışmaya sürükleniyor!..
***
İktidar da, muhalefet de aynı rotada birbirini gazlıyor!.. Zihinleri, duyguları zehirleyen ideolojik partizanlıkla ikmale gelen hizip karakterle, meselelere bakılıyor!.. Kısır döngüde gerçekler, hakikat, doğrular öteleniyor.. Vücut bulan mevzu etrafında siyasi çıkar elde etme adına, nasıl bir propaganda malzemesi oluşturulabilir.. Nasıl bir fikir aidiyet testi geliştirilebilir? En vahimi buradan, hizipleşme, kutuplaşma adına nasıl bir aksiyonel düşmanlığı, yaratabilir, zehri akıtabiliriz?!.. Bilerek veya bilmeyerek toplumda alet oluyor ediliyor!..
***
Hazin, bir seyir!.. Siyaset arenasında çatışan, çatıştırılan, dövüştürülen, dövüşen bir dil hakim!! Ki, ülkenin istiklalini, istikrarını ve istikbalini giderek ciddi bir şekilde tehdit eden, en büyük unsur haline gelmektedir!. Hele ki, iç ve dışta şer yapılar pusu kurucu modunda, yer aldıklarına dair gerçekler vaki iken, durum vahimleşiyor! Ateşi körükleyen çok!.. Söndürme yok, nasıl daha fazla yakıcı hale getirmek adına gürleştirebilirim, gaflet ve delaleti söz konusu!..
***
Ahlak, erdemlilik ve dürüstlük vaki değil… Maalesef peşinde olan da yok!.. Onun içindir ki, özümüz hür ve bağımsız değil!.. Yoksa yaşamı ikmale getiren tüm argümanları, evimizi, işimizi, aşımızı, hatta aile yapımızı dahi siyasetin, ideolojinin, partizanlığın birer ilmiği olarak görüp öyle hüküm ferman eder bir toplum haline gelmezdik?!.. Duygularımızı da, düşüncelerimizi de, kültürel değerlerimizi de giyotinleşen siyasal çıkarlara kurban etmezdik?!. Ama ediyoruz..
***
Gerçeğin değil, tarafkirliğin üstünlüğüne, odaklanıp kasıtlı bir şekilde köreliyoruz! Dürüstlüğümüze hak getire dedirtiyoruz.. Korkunç olan bir gerçek vardır ki, bu da bizim en büyük kaybımızdır!.. Olup-bitene itidalli davranmak, samimiyet karinesi içerisinde, objektif, dürüstçe, sorgulamak, soruşturmak gayretinin ve duruşunun; güçsüzlük, zayıflık olarak görülüp, üzerinden algısal operasyonlar düzenlemekte ayrı bir handikap hali!.. Diyorlar ya, bunların alayı korkak!..
***
Der demez de, futbol deyimiyle tribünleri algısal operasyonla öfkelendirenlerin estirdiği rüzgar karşısında, ketumlaşıyor!?. Fikirler de, düşünceler de, duygular da bilinçli bir şekilde kendini kamufle etme adına konumlanıyor gelebilecek, bumerang reflekslere! İşte böylesi hizipleşmenin, partizanlaşmanın, kör taassubun biat ediciliğiyle, CHP ve Ekrem İmamoğlu’nun siyaset arenasındaki gerçekleri öğrenmek, bilmek adına değil, vesayetle egemen yapının duymak istediğiyle meşgul olur hale getirilmeye çalışılıyoruz!
***
Bir önceki yazımda dile getirdim!.. Bizi bize çatıştırmak isteyen siyasi marjinalleşmeye karşı, zayıflık, korkaklık görülüp, söylense de, itidal olunmalı, sağduyu elden bırakılmamalı!.. Özellikle daha dikkatli, üstün bir hassasiyetle, olup biteni görmeliyiz.. Çünkü, son bir kaç gündür, Üniversiteler dahil olmak üzere, CHP’nin tüm teşkilatlarının sokakları adres olarak göstermeleri; solun marjinal gruplarını ateşliyor.. Her şeyi araçsallaştırma eğiliminde oldukları için, fırsat kollayıcılardır…
***
Önce İstanbul.. Ardından Ankara ve İzmir.. Üniversitelerde yaratılmak istenilen hava.. Hali hazırda eylemler küçük çaplı olsa da, büyük yangınları çıkaranın bir kıvılcım olduğunu unutmamak gerekir.. Yeni bir Gezi provokasyonu, geliştirilebilir.. Doğu ve Güneydoğu’dan bir katılımla, çok şey değişebilir.. Bilelim ki, 80’lerin de, 90’ların da ateşini yakan, çatışma ve kan döken yapıların odak merkezi, sol terör örgütlerinin bizatihi kendileri.. Sabıkaları kabarık.. Bu gerçekçilik rotasında, huzurun, güvenin, istikrarın teminindeki tüm aktörler ve argümanlar olası kışkırtıcılığa karşı, uyanık olmalı!..
***
Muhtemelen, İmamoğlu’yla birlikte gözaltına alınan 90 kişinin sorgulaması, Pazar günü biter.. Aynı gün de, Adliye’ye çıkarılırlar.. Yargı ne hüküm verir, bilmeyiz. Her ne kadar, hafta sonu bayram geliyorsa da!.. Çıkacak kararın yaratabileceği reflekse karşı, temkinli olmak lazım.. Her ne kadar ülke insanı tüm bir şirretli politize olmuşluk, partizanlık, ve hizipleşme ve hasım duyguların kabarıklığı cenderesinde olsa bile; provokasyonlardan çok çekildiği için, itidali elden bırakmaz!?. Bırakmamalı..
***
Sonuç itibariyle diyorum ki!.. İmamoğlu’na isnat edilen suç ve suçlarla alakalı, hüküm ferman vermenin tek bir adresi vardır. O da, hukuktur, yargıdır.. Kendimize, özümüze ve yargımıza güvenelim.. Ve bırakalım, hadiseler zincirinde hak tecelli etsin, yerini bulsun!.... Ve bilelim ki, yargı kararı kesinleşmediği sürece “masumiyet, suçsuzluk karinesi” herkes için geçerli ve kutsaldır!..
***
NOKTA…
Adalet herkese, her partiye eşit mesafede durmalı, işlemeli. Belediye başkanının siyasi partisinin ne olduğu, ideolojisi neyi kapsıyor olması önem arz edici değildir.? Eğer ki bir temizlik harekâtına girişilecekse ana gaye, “hukuksuzluğu” ortadan kaldırmaksa, bu topyekûn bir temizlik harekâtı olmalı. Benim muhalifime iyi hoş, bana yapılırsa, kötü, ya da tersi bakışlar, hukukun işlemi ve işleyişini; giyotinli infaza, mahkum eder.. Nokta..
***
GÜNÜN SÖZÜ…
Toplumsal zihnin bulandığı dönemlerde, doğrular yanlışların gölgesinde anlamsız kalır!…