Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'ndaki konuşmasında, Yalova'da terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda şehit olan polislere Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diledi.
Dünyanın 2026'nın ilk günlerinde tehlikeli bir eşiğe itildiğini dile getiren Dervişoğlu, artık tüm dünyada kuralların konuşulmadığı, hukukun caydırmadığı, diplomasinin ikna etmediği, salt gücün hakimiyet kurduğu bir dönemin yaşandığını belirtti.
Dünyanın kuralsızlığa doğru gittiğini, güç siyasetinin geri döndüğünü, Türkiye'nin de içinde olduğu bölgenin yeniden dizayn edildiğini belirten Dervişoğlu, "Eğer Türkiye, içeride hukuku ve kurumları zayıflatırsa, dışarıda bu fırtınaya dayanamaz" diyerek uyarılarda bulunduğunu, her gelişmede "Türkiye bunun öznesi mi yoksa nesnesi mi?" sorusunun cevabını aradıklarını söyledi.
Müsavat Dervişoğlu, ABD'nin, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini hedef alan askeri müdahalesini anımsatarak, şöyle devam etti:
"Elbette 'ya dediklerimizi yaparsın ya da işini bitiririz' doktrini, sadece barbarlıktır. Bir devlet başkanı, yozlaşmış ve otoriter de olsa böylesi bir hoyratlık meşrulaşamaz, meşrulaşmamalıdır. Tıpkı 'ya beni seçersiniz ya da sizi mahvederim' siyasetinin de bir hoyratlık, bir barbarlık olduğu gibi. Maduro'yu meşru görerek yapılan Trump eleştirisi ile Trump'ı meşru görerek yapılan Maduro eleştirisi arasında bizim için hiçbir fark yoktur. İkisi de ilkesiz, yaşanan hadiseyi kendi siyasi pozisyonundan değerlendiren şark kurnazlığı kokan beyanlardır. Mesele doğru okunmalıdır. Bu hadisenin özeti, şudur, bir rejimin istikrarı 'ben kazandım, oldu' denilen seçimlerle ölçülmez, bir devletin gücü, kurumlarının ve kurallarının gücünden bağımsız değildir, bir ülkenin en hayati savunma sistemi ise partizanlığa değil, toplumsal rızaya dayalı siyaset üretilmesidir. Milletin ortak rızasına boyun eğen bir iktidarın, başka hiçbir güce boyun eğmesine de gerek yoktur. İçeride sertleşerek güç kazanıldığını zannedenler, dışarıda daha kırılgan hale gelirler. Bugün iktidarın yaşadığı tam olarak budur."
- "Bu asgari ücretle iki pazar, bir market ancak yapılır"
Hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren Dervişoğlu, açıklanan rakamların gerçekleri yansıtmadığını, ay sonunu getiremeyen milyonların derdine derman olmadığını dile getirdi.
İktidarın, enflasyonun belini kıramadığını iddia eden Dervişoğlu, "Belini kırdıkları şey geçinemeyen babanın umudu, hayal kuramayan gencin geleceğidir. 2025 yılı milletimiz için bir sabır testi değil, hayatta kalma savaşı olmuştur. Porsiyonlar küçüldü, borç borçla çevrildi, barınma krizi patladı, şirket iflasları, icralar, hacizler arttı. Ekmeğini emeği, namusu ve şerefiyle kazananlar nefes alamaz hale geldi." diye konuştu.
Dervişoğlu, 2026'da da vergilerin arttığını, harçlar ile cezaların katlandığını belirterek, asgari ücrete yapılan zam oranını eleştirdi.
Hükümetin asgari ücret konusunda elini korkak alıştırdığını ileri süren Dervişoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu asgari ücretle iki pazar, bir market ancak yapılır. Belki bir depo da benzin alınır. Açlık sınırı 30 bin lirayı aşmışken asgari ücreti 28 bin lira olarak belirlemek, vatandaşı açlığa mahkum etmektir. Bu açlık sürünme sertifikasıdır, açlık karnesidir. Büyükşehirlerde kiraların 20 bin liradan başladığı bir ülkede bu parayla kim karnını nasıl doyuracak? Kim çocuğuna ayakkabı alabilecek? Kim hayata nasıl tutunabilecek? Emeklilerimizin hali ne olacak? Ankara'da ortalama kira 20 bin, İstanbul'da 25 bin lira, en düşük emekli aylığı ise 19 bin lira. Emeklilerimiz, otel köşelerinde ya da terminal banklarında mı yaşayacak? 25-30 yıl çalışmış, prim ödemiş, alın teri dökmüş insanlara, reva gördüğünüz hayat, bu mudur?
Siz, emekliyi sadece açlığa mahkum etmediniz, emekliyi kendi ülkesinde istenmeyen insan haline getirdiniz. Bu iktidar, orta sınıfı yok etmiştir. Orta direk çökmüştür. Bu bir ekonomik tercih değil, bir toplumsal tasfiyedir. Bir zamanlar ev, araba hayali kuran öğretmenim, memurum, işçim bugün başını sokacak bir çatı bulabildiği için şükreder hale gelmiştir. Bugün, gençlerimiz değil evlenmeyi, sadece eve benzeyen bir evin içine başımı sokabilir miyim? Onu düşünüyor."
Müsavat Dervişoğlu, düzenin böyle devam etmesi durumunda daha çok iş yerinin kepenk kapatacağını, şirketlerin iflas edeceğini ve ailelerin dağılacağını savundu.
- "Terörsüz Türkiye" süreci
"Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, süreçte tam anlamıyla bir tıkanma yaşandığını iddia etti.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, şu görüşleri paylaştı:
"Sürecin mimarlarının Suriye'de aradıklarını bulamadıkları için adeta nedamet getirdiklerini ve direksiyonlarını da köprüden önceki son çıkışa doğru kırdıklarını görüyoruz. PKK'nın hiç inkar etmediği ve geri adım atmadığı talepler hepimizin malumuydu. PKK, hiçbir zaman Suriye'de silah bırakacağını söylemedi. DEM Parti hiçbir zaman federasyon ve ikili hukuk talebinden vazgeçmedi. Şimdi de şaşırmışlar gibi beyanat veriyorlar. Aylardır aynı kaptan su içiyor, birbirinizin sözlerinin altına imza atıyorsunuz. Sormak lazım neye şaşırdınız? SDG'nin YPG, YPG'nin de PKK olduğuna mı şaşırdınız? 11 sene boyunca, ABD ve İsrail tarafından, emrine ordu yetiştirilen Mazlum Abdi'nin, pek de mazlum olmadığına mı şaşırdınız? Bölgedeki asıl muhatabınızın PKK terör örgütü ve başındaki İmralı canisi değil, ABD ve İsrail olduğuna mı şaşırdınız?"
Dervişoğlu, grup toplantısının ardından çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, Yunanistan'da bir siyasetçinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhindeki sosyal medya paylaşımına ilişkin sorusu üzerine Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Böyle durumlarda Yunanistan'da bu tür densizlikleri yapabilecek insanlar çıkıyor. Bizim sadece işsiz sayımız Yunanistan'ın nüfusuna eşittir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hiçbir ferdi, Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir yöneticisini fotoğraflara, karikatürlere, emperyalist emellerin hedef tahtasına teslim edecek basiretsizliği sergilemez. Herkes haddini bilmelidir."
Kaynak: Anadolu Ajansı